Kızlarımızı Neden Koruyamıyoruz?

Güncelleme tarihi: 29 Tem
Bir çocuğumuzu, bir kızımızı daha kaybettiğimizde ülke olarak aynı acıyı yaşıyoruz: önce şok, sonra öfke, sonra da unutma. Narin Güran'ın, Leyla Aydemir'in, Ecrin Kurnaz'ın adları haber bültenlerinde günlerce yer kaplıyor, sonra gündem değişiyor. Gülistan Doku'nun ailesi ise altı yıldır aynı soruyu soruyor: kızımıza ne oldu? Oysa bu çocuklarımızın hikâyesi birer vaka değil, hepimizin ortak sorumluluğunda duran bir uyarı. Bugün soruyorum: kızlarımızı neden koruyamıyoruz?

Bu soruya kolay ve tek cümlelik bir cevap yok. Ama kolaya kaçıp meseleyi tek bir canavarın işlediği tek bir suç diye anlatmak da bizi yanıltıyor — çünkü bu anlatı, devletin sorumluluğunu unutturuyor. Çocuklarımızı tehdit eden şey; yoksulluk, aile içi şiddet, ihmal, ebeveynlerin yaşadığı ruhsal yük, düşük eğitim düzeyi, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve devletin erken uyarı mekanizmalarının çökmüş olmasıdır. Ve bu çöküş, gökten zembille inmedi. Yıllardır kurumlarını zayıflatan, sosyal hizmeti bütçenin en ücra köşesine iten, eğitimi ideolojik bir malzemeye çeviren bir siyasi anlayışın bugün karşımıza çıkardığı faturadır bu.
Biz Cumhuriyet Emek Partisi olarak bunu söylemekten çekinmiyoruz: kızlarımızı koruyamıyorsak, bunun yapısal ve kurumsal nedenleri var. Sosyal hizmet uzmanı açığının kapatılmaması, koruyucu aile sisteminin yeterince büyütülememesi, okulun bir erken uyarı merkezine dönüştürülememesi, kadın cinayetlerine ve çocuk istismarına karşı caydırıcılığın yıllar içinde zayıflaması, bugün karşımıza çıkan tablonun temel nedenleridir. Bunu söylemek karamsarlık değil; gerçekçi olmaktır. Ve gerçeği görmeden çözüm üretilemez.
Veriler Rakam Değil; Yozlaşan Sistemin Sessiz Çığlığıdır
TÜİK'in verileri, meselenin büyüklüğünü gösteriyor: 2024 yılında güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı 612 bini aşmış durumda. 2023'te bu olaylarda 242 binden fazla çocuğumuz mağdur olarak kayıtlara geçmiş. Bu sadece bir istatistik değil, bu rakamların her biri bir çocuğun, bir ailenin, bir mahallenin hikâyesi.
Ama asıl sorun şu: elimizdeki veri parça parça, dağınık ve kasıtlı biçimde şeffaf değil.
Kayıp çocuk vakalarını, tekrarlayan riskleri, hangi bölgede hangi tehlikenin yoğunlaştığını gösterecek bütünleşik bir sistemimiz yok. Devlet, bir çocuğun kaybolduğu anda değil, çok daha önce -o çocuğun risk altında olduğu günden itibaren- devrede olmalı. Bugün bunu yapamıyoruz; çünkü yıllardır kurumsal kapasite, veri bütünlüğünden çok anlık gündeme göre şekilleniyor. Bir çocuğumuzu kaybettiğimizde önce failin fotoğrafını konuşuyoruz, sonra unutuyoruz. Oysa milletin çocuğu, gündemden düşünce güvende sayılamaz.
Gülistan Doku: Devletin Kendi İçindeki Sessizlik
Gülistan Doku dosyasında bugün gördüğümüz tablo, aslında bütün bu makalede anlattığımız çürümenin en çıplak hâli. Altı yıl boyunca bir ailenin "kızımıza ne oldu?" sorusuna kayıtsız kalan bir sistem, şimdi karşımıza şunu çıkarıyor: soruşturmaya dönemin valisinin ailesi dahil ediliyor, kolluk içinden delillere müdahale ettiği değerlendirilen isimler tutuklanıyor, hastane kayıtlarının silindiği iddia ediliyor. Bu bir "aksaklık" değil; bunun adı, devletin kendi içinde oluşan bir sessizlik duvarıdır.
Biz soruyoruz: bu dosya, aile yılmadan mücadele etmeseydi, kamuoyu peşini bırakmasaydı bugün açılabilir miydi? Bir kızımızın akıbetinin altı yıl karanlıkta kalması, hiçbir vatandaşın kabul edemeyeceği bir adaletsizliktir. Ve eğer bu karanlığın içinde devletin kendi görevlileri de varsa, mesele artık yalnızca bir ailenin acısı değil, kurumlara duyulan güvenin meselesidir. Cumhuriyet Emek Partisi olarak açıkça söylüyoruz: kim olursa olsun, hangi makamda oturursa otursun, adaletin önünde kimse dokunulmaz değildir.
Ceza Değil, Önleyici Devlet Aklı
Bu ülkede haklı bir öfke var ve bu öfkenin muhatabı olan failler en ağır şekilde cezalandırılmalıdır; bundan hiçbir zaman taviz vermeyiz. Ama sadece cezayı ağırlaştırarak bu tabloyu değiştiremeyiz. Dünyanın güçlü çocuk koruma sistemlerine baktığımızda ortak bir gerçek görüyoruz: bu ülkeler meseleyi yalnızca adliyeye ve emniyete bırakmıyor; aileyi güçlendiren, erken müdahale eden, sosyal devleti işin merkezine koyan bütüncül bir yaklaşım benimsiyorlar. Almanya'da, İngiltere'de yerelde uzmanlaşmış çocuk koruma ağları, aile temelli bakım modelleri ve erken risk tespiti bu yüzden güçlü.
Çocuklarımız Milli Bekamızdır
Bizim referansımız bellidir ve tartışmaya kapalıdır: Cumhuriyetimizin kurucu değerleri, kadın-erkek eşitliğini, çocuğun ve kadının güvenliğini devletin asli görevi sayan bir anlayışı bize emanet bırakmıştır. Atatürk, bu milletin geleceğini kadınına ve çocuğuna yatırım yapmadan kuramayacağını en iyi bilen liderdi. Kız çocuklarımız bizim için bir sosyal politika kalemi değil, milletin yarınıdır, geleceğin anaları, mühendisleri, öğretmenleri, hâkimleridir. Bir kız çocuğumuzu kaybettiğimizde yalnızca bir aileyi değil, milletin ortak geleceğinden bir parçayı da kaybederiz.
Bu yüzden söylüyoruz: kız çocuklarımızı korumak, bize göre bir "insan hakları detayı" değil, doğrudan milli bir güvenlik ve milli beka meselesidir. Güçlü bir millet, ancak çocuklarını -kız, erkek ayrımı yapmadan- güvende büyüten bir millettir. Bu mirası gerçekten sahiplenen bir siyasetin görevi nettir: laik, bilimsel, kurumsal ve milletin tamamını kucaklayan bir çocuk koruma sistemi inşa etmek.
Cumhuriyet Emek Partisi'nin bu meseledeki duruşu altı temel başlıkta somutlaşıyor:
1. Tek çatı altında ulusal izleme sistemi: TÜİK, İçişleri, Adalet, Sağlık ve Aile Bakanlığı verilerinin ortak, standart ve şeffaf bir sistemde birleştirilmesi şart. Bir çocuğun riskini yalnızca olay olduktan sonra değil, önceden görebilmeliyiz.
2. Kayıp çocuklar için hızlı müdahale protokolü: Bir çocuk kaybolduğunda kolluk, sağlık ve sosyal hizmetin aynı anda, gecikmeden devreye girdiği, ilk saatlerin kaybedilmediği bir sistem kurmalıyız.
3. Sahada çok disiplinli vaka ekipleri: Sosyal hizmet uzmanı, psikolog, öğretmen ve kolluk temsilcisinin birlikte çalıştığı yerel ekipler, riskli aileleri düzenli takip etmeli. Bugün bu kapasite yetersiz; sosyal hizmet uzmanı sayısını artırmak bir lüks değil, zorunluluktur.
4. Yoksullukla ve ihmalle mücadele eden sosyal devlet: Çocuğa yönelik şiddetin kökeninde çoğu zaman yoksulluk, aile içi stres ve desteksizlik var. Gelir desteği, ebeveyn eğitimi ve erken çocukluk hizmetlerini güçlendirmeden, yalnızca cezayla bu tabloyu değiştiremeyiz.
5. Okulu bir erken uyarı merkezi haline getirmek: Devamsızlığın, davranış değişikliklerinin izlendiği, öğretmenin risk gördüğünde hızlıca sosyal hizmete yönlendirebildiği bir okul sistemi kurmalıyız.
6. Kadın ve çocuk haklarında geri adım yok: Toplumsal cinsiyet eşitliğini zayıflatan her söylem ve politika, aslında kızlarımızı bir adım daha savunmasız bırakır. Cumhuriyetin eşitlikçi mirasını korumak, bugün çocuklarımızı korumanın da bir parçasıdır.
Bu Çığlığı Susturtmayacağız
Narin'in, Leyla'nın, Ecrin'in, Gülistan'ın ve adını hiç duymadığımız nice kızımızın kaybı, bize tek bir gerçeği haykırıyor: Bu ülkede kız çocuklarımızı korumak, adliye koridorlarına sıkıştırılacak münferit bir vaka meselesi değil; devletin, milletin ve her siyasi iradenin ortak sınavıdır ve bu sınavı bugün ağır bir şekilde kaybediyoruz.
Bir millet, kızlarının akıbetini yıllarca bilemiyorsa, o milletin en büyük gücü olan vicdanı da yaralanır. Biz Cumhuriyet Emek Partisi olarak bu yaraya kayıtsız kalmayacağız. Bu topraklarda büyüyen her kız çocuğu, hangi şehirde, hangi ailede doğarsa doğsun, Cumhuriyetin güvencesi altında büyümelidir; bu bizim vazgeçilmez ilkemizdir.
Kızlarımızı korumak, bugünün değil yarının değil, her günün meselesidir.
Cumhuriyet Emek Partisi olarak sözümüz sözdür: erken uyarı veren, aileyi güçlendiren, veriyi birleştiren, adaleti geciktirmeyen bir koruma sistemi için sonuna kadar mücadele edeceğiz. Çünkü güvenli bir gelecek, ancak güvende büyüyen kızlarla mümkündür ve biz bu ülkenin her kızının güvende büyüdüğü günü görene kadar bu davanın peşini bırakmayacağız.



Yorumlar